Siyaset içinde her zaman yaşayan ırkçılık son kez Canan Arıtman ile kendini gösterdi. Kendisi medya ve basında gördüğünüz üzere haddini aşarak şahsen desteklemediğim Cumhurbaşkanı'na çok ağır laflar söyledi.

Siyaset yapmanın yolu ne olursa olsun "saldırı" olmamalı.

Daha önce Türkiye'de çocuk pornosuna karşı oluşturabildiği kamuoyu desteği için kendisini takdir etmiştim ama bir yandan yaptıklarını diğer yandan yok ediyor bir anlamda.

Canan Arıtman'ı bu söyleminden dolayı kınıyorum.

Kim olursa olsun insanlara bu tarz laflar edilemez. Kaldı ki "Ermeni" demek aşağılama sayılamaz. Bir Ermeni de bir Türk gibi insandır. Bizler tutucu olmasak da "yaratılanı severiz yaratandan ötürü"..

İnsanlar türlü türlü. Solcuyum der emekçiyi horgörür, devrimciyim der fakiri horgörür, insanım der insanı horgörür, dindarım der diğer inananları horgörür.. Herşey birbirine girmiş. Adına demokrat denen insanlar bir gün Ermeniler'e bir gün Kürtler'e sövüyorsa bu nasıl demokratlık. Burada arıtmanı kastetmiyorum. Sözüm geneledir.

Bu yol siyaset yolu, kirlenmiş insanlarla dolu..
Yazık..!

Polis, bizim polisimiz..
Görevi nedir bu arkadaşların ve söz konusu kurumun..!
Bizleri, vatandaşı korumak değil mi?

Oysa onların görevleri yanı sıra daha öncelikli işleri var..
Bir amaçları var belli ki. Huzuru bozmak, kin kusmak, şiddeti yaşatmak gibi..

Tek bildikleri derinlemesine şiddet. Sınırları da yok doğrusu.
Öldürene kadar, olmadı sakat bırakana kadar kin kusuyorlar.

Türk polisinden utanıyorum. Yeryüzünde aynı bakış açısıyla insana bakan tüm güvenlik güçlerini kınıyorum. İnsanlık bitmiş dedirten polis dayaklarına ve şiddete karşı hala ortaya çıkmayan kamuoyu sesliliği içinse Aziz Nesin'e tekrar tekrar hak veriyorum. Ve artık bunun için üzülmüyorum.

Hala "polisimizle gurur duyuyoruz!" vari kelimeler duyuyorum.

Utanıyorum..

Hindistan'daki terörist saldırıların ardından evli Türk çifti kurtuldukları anı anlatmak ve konu hakkında bilgiler vermek amacıyla Mehmet Ali Birand yönetimindeki kanald ana haber bülteninde canlı yayına katılırlar. Baskın Müslüman kişilerce yapıldığı için bu konu üzerine bir olay yaşanmıştır.

Mehmet Ali Birand'ın tv programlarına yansıyan espirili hallerine rastlamışsınızdır. Evli çiftten koca baskın olayında kendilerinin Müslüman olduğunu söylemeye çalıştığını anlatıyordu. İşte şöyle böyle deyip Müslüman olduğumu kanıtlamaya çalışıyordum. Kimliğimde yazanı gösterdikten sonra benden sure okumamı istediler falan filan.. Son olarak sünnet olayı da tamamdır gibisinden bir hareket yaptım deyince; Mehmet Ali Birand canlı yayında ne dese beğenirsiniz..

- Öyle bir durumda insan pantolonunu bile düşünmeden indirir!

İşte gazetecilik böyle yapılır. Yani haber uğruna kendilerini ne durumlara sokuyorlar.. Yorumlar, yaklaşımlar falan hep üst seviyede!










Evet! Bitiyor bir sonbahar daha, kış dayandı kapımıza.
Evi olan mutlu, işi olan hazlı..
Kriz bir yanda kış bir yanda..
Ne yapsın işi, aşı ve evi olmayan..

Evi olana, işi olana ne mutlu yaşamak,
Evi olmayana, işi olmayana uymak bile ızdırap..


by Fincan

Çok güzel bir yazı okudum ve sizlerle paylaşmak istiyorum.. Gerçekten yaşanmış mıdır bilemeyiz doğal olarak ama güzel bir kurgu..

Hacı Bektaşi Veli ve Mevlana aynı çağın insanlarıdır. Adamın biri yasadışı yollardan kazandığı para ile bir inek satın alır. Bir süre sonra yaptıklarına pişman olur ve bu ineği Hacı Bektaşi Veli'nin dergâhına bağışlamak ister. Dergâh aynı zamanda bir aşevidir. Fakat Hacı Bektaş, "Helal değil" diye ineği kabul etmez. Adam aynı öneriyi, Mevlevi dergâhına yapar ve Mevlana kabul eder. Bu durum karşısında şaşıran adam, Hacı Bektaşi Veli'nin bu ineği kabul etmediğini, kendisinin neden kabul ettiğini sorar. Mevlana "Biz bir karga isek, Hacı Bektaşi Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden biz kabul edebiliriz, o etmeyebilir" der. Adam yeniden Hacı Bektaş'a gidip bu durumu anlatır ve "Neden" diye sorar. Hacı Bektaşi Veli'nin yanıtı "Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise, Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir, onun engin gönlü ise kirlenmez. İşte bu yüzden hediyenizi kabul etmedim" der.


Son günlerin önemli konusu, hepimizi ilgilendiren derin bir mevzu; Deniz Feneri Derneği davası...
Henüz dava aşamasında olsa da ele geçen belgeler sanki Türkiye karışsın amacıyla hazırlanmış gibi.. Belki doğru belki düzmece, bilemeyiz ama ortada olan bir şey varsa o da başta başbakan olmak üzere diğer AKP milletvekillerinin olmadık işlere karışmış olduğudur. Yani ister ucundan ister dibinde olsun karanlık işlere karışıldığı gün gibi ortada.
Şaban Dişli ile rüşvet belgelendi. Sonra Recep Tayyip Erdoğan'ın belgede adı geçmesi ve tanımam dediği kişiyle birden çok fotoğrafının ortaya çıkması...
Aydın Doğan ile kavgalarına ne demeli..
Aydın Doğan ve Deniz Baykal*a bozacı-şıracı yakıştırmasını yapan başbakan bence bu iki tabirden birini üzerine alınmalı. Asıl bozacı ve şıracı Aydın Doğan ile Tayyip Erdoğan ikilisidir. Menfaatleri bozulunca saldırıyorlar birbirlerine.. Ne Hürriyet ne de diğer Doğan Medya basın şirketleri tarafsız değildir. Yeri gelir orduyu pohpohlar yeri gelir AKP'yi.. Hepsi yanlıdır. Başbakanın damadı da Hürriyet'in yönetimi de... Sevmememe rağmen Emin Çölaşan'ı örnek veriyorum bu konuda. Neden kapının önüne koyuldu? Sadece iki dakika düşünmek yeterlidir.
Ak ve kara çoktan birbirine girdi.. Yetim hakkı, kul hakkı böyle korunmaz.. AKP partisine üye olup aş bulanları veya bunlara ortam hazırlayanları (önceki partiler de dahil buna) bu tarafta ve diğer tarafta ne kurtarır kurban olduğum Allah bilir artık orasını..
*Not: Baykal'ın adı geçti diye onu adamdan saydım sayılmasın...
O yaşayan en boş siyasetçilerden birisi...


Büyük patlamaya yönelik olarak yapılmaya çalışılan yapay patlama ile Bigbang (büyük patlama) anlaşılmaya çalışılacak. Dünya çapında yüzlerce, hatta binlerce bilimadamı katılıyor bu büyük deneye.. Türkiye'den de bir ekip bu çalışmalarda ülkemizi temsil ediyor.


Bu patlama ile dünyanın oluşumuna benzer ortam yaratılarak yaşam öncesi ve oluşuma yönelik sırlar aydınlatılmaya çalışılacak. Eğer büyük bilgilere ulaşılabilirse bu teknolojik anlamda alınan yolda hızlanma anlamına gelecek..


Tamam! Deney güzel. Hatta katılmak da güzel Türkiye olarak..! Ama "Türkiye bu deneyin neresinde?" Merak ettiğim(iz) soru bu bence.. Yani gerçekten CERN'de kurucu olan oniki kadar ülkenin yanında Türkiye'nin yeri nedir? Maalesef "pek birşey değildir" bence.. Sadece gözlemci olacağız. Yani olayın içinde hissetmeliyiz kendimizi. Ama sadece hissetmeliyiz..!


Sonuç olarak bilim güzel, bilimsel çalışmalarımız güzel, kendi kendine birşeyler yapmaya çalışan bilim insanlarımız daha da güzel.. Umarım yıllar sonra bu eğitim kısırlığını, başarısız üniversitelerimizi, sözde bilimadamı yetiştiren fen - edebiyat fakültelerimizi ve hiçbir şeyden anlamayan bürokratlarımızı değiştirebiliriz...

Tavsiye Siteler

  • Eğitim Forumları
  • Yemek Tarifleri
  • Bilgi Deposu
  • Etkinlik Marketi
  • Hastalıklar