Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Dün şehir reklam panolarında (bilboardlarda) bu resmi görünce çok şaşırdım. Minibüs hızlı gittiği için tam okuyamamıştım. Güzel bir prostesto örneği olmuş bence. Hepsi aynı fikirde. Ve hepsi aynı icraatte.. Hepsi lafta ve hepsi boş...

Ben Türkiye'de (son yıllarda) adam gibi adam göremedim. Adam gibi adamı siyasette göremedim. Adam gibi adamı iktidarda göremedim. Adam gibi adamlar siyasete girince zaten kirlendiler. Adam gibi adamlar kendilerine hep hasret bıraktılar bizleri. Bizler de adam gibi adam olmayanlara oy verdik, mecbur kaldık. Adam gibi yönetilmedik uzun zamandır. Herkes rant peşinde, herkes tebasını doyurmak derdinde. Solcusu geldi yedi, sağcısı geldi yedi, milliyetçisi geldi yedi, dindarı geldi o da yedi.. Ne anladık? Ne anladınız?

KA-DER (Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği) güzel bir noktaya parmak basmış.

Türkiye'deki Kürtler'in nüfusunu ortaya koyan bir anket yayınlandı. Türk vatandaşı Kürtler'in oranı % 13.40 olarak ifade edilmiş. Yani kendisini "Kürt" veya "Zaza" olarak tanımlayan Türkiye vatandaşı sayısı 11 milyona denk geliyormuş.

Bence yapılmaması gereken veya yapılıyorsa da kamuoyuna açıklanmaması gereken bir anket. Alevi sayısı, Kürt sayısı ve bilmem ne sayısı.. Yanlış amaçlara hizmet edebilecek hassasiyete sahip anketler bunlar bana göre.

Kaç tane Kürt olursa olsun. Hepsi bu ülkenin vatandaşı. Ayrımcılığa hizmet etmesi muhtemel hareketler bunlar. Birlikteliği bozabilir. İnsanların kendilerini tastamam azınlık görmesini sağlayabilir.

Kaldı ki rakamların yanlışlığı ortada. Türkiye'de çok daha fazla Kürt yaşamaktadır. Anket yanılmış ve yanıltmıştır bence..

Biz yine ne diyoruz!
"Ne olursa olsun barış olsun! Şimdi!"

Bir birey olarak kendi düşünce dünyanızı düşünün.
Düşüncelerinizin yüzde kaçı sadece kendi çıkarımlarınız.
Yani hangilerini başkalarından tamamen etkilenmeden bir süzgeçten geçirip de benimsediniz.
Hangilerini sorgulamalar ile mantığınız yanında vicdanınızla oluşturdunuz.

Ermeni Meselesine bakış da bu anlamda böyle bence.
İnsanlar otomatikleşmişler. Bildikleri bir solcu karşıysa kişiler de karşı çıkarlar. Beğendikleri bir sağcı karşıysa onlar da karşı çıkarlar. Kendi vicdanları ve mantıkları devrede değildir o an.

Ben düşünüyorum! Bence insanlar ölmemeliydi. İnsanlar derken hangi insanlar değil mi? Akla bu soru geliyor. Ama bu yanlış.

Hangi insan olursa olsun ölmemeli. Ne Kürtler, ne Ermeniler ne de Türkler ölmemeli.

Ama öldüler! Türkler, öldürüldü! Ermeniler, öldürüldü! Kürtler, öldürüldü!
Öldüler de öldüler. Yaşanan acıları ancak yaşayanlar bilirler. Yanlış politikalar, art niyetler, ırkçılık, savaş psiklolijisi, ihanet derken neler neler yaşandı.

Eğer bizim aydınlarımız özür diliyorlarsa onlar da özür dilemeliler mutlaka. Ermeni komitacılar ve çeteleri yüzünden Ermeni Toplumu tastamam suçlanamaz.

Zamanında karşılıklı öldürmeler yaşanmıştır. Ama en son tehcir ile beraber Ermeniler çok büyük acılar yaşamışlardır, doğrudur. Yolda güvenlikleri sağlanamamıştır. Binlerce ölü vermişlerdir. Geride kalan Ermeni kızlarına kimi Anadolu insanı el koymuş kimileri de sahip çıkıp evlat edinmiştir. Anadolu bu tarz yüzlerce gerçek hikayelerle doludur. Bir olayı en iyi kim bilir? Yaşayan bilir tabi ki....

Her taraftan insanlar öldürülmüştür.
Ben bir aydın değilim. Ben normal bir Türk vatandaşı olarak kendi vicadnımla Özür Diliyorum! Ama karşı taraftan da bir özür bekliyorum.

Amaç burada Türk tarafını yaralamak olmamalı, amaç barış olmalı.. Ermeni halkı terörü, isyanı istemese de desteklemiştir, istihbarat yardımı yapmıştır. Böyle olunce tehcir kaçınılmaz olmuştur. Doğu illeri Kürtler'in yardımı ile korunabilmiştir. Ama bugün de aynı sorunlar Kürtler ile yaşanmaktadır. Yakında Kürt Tehcir'i olabilir mi acaba?

Milliyetçiler istedikleri kadar hakaret etsinler özürcülere, istedikleri kadar saldırsınlar. Önemli olan insanlıktır.. Milliyetçiliğin aşırısı zaten insan ayırmaktır, ırkçılıktır. İnsan ayıran zaten anlayamaz. Anlama kapasitesi yoktur.

Barış hemen şimdi..!

Polis, bizim polisimiz..
Görevi nedir bu arkadaşların ve söz konusu kurumun..!
Bizleri, vatandaşı korumak değil mi?

Oysa onların görevleri yanı sıra daha öncelikli işleri var..
Bir amaçları var belli ki. Huzuru bozmak, kin kusmak, şiddeti yaşatmak gibi..

Tek bildikleri derinlemesine şiddet. Sınırları da yok doğrusu.
Öldürene kadar, olmadı sakat bırakana kadar kin kusuyorlar.

Türk polisinden utanıyorum. Yeryüzünde aynı bakış açısıyla insana bakan tüm güvenlik güçlerini kınıyorum. İnsanlık bitmiş dedirten polis dayaklarına ve şiddete karşı hala ortaya çıkmayan kamuoyu sesliliği içinse Aziz Nesin'e tekrar tekrar hak veriyorum. Ve artık bunun için üzülmüyorum.

Hala "polisimizle gurur duyuyoruz!" vari kelimeler duyuyorum.

Utanıyorum..

Çok güzel bir yazı okudum ve sizlerle paylaşmak istiyorum.. Gerçekten yaşanmış mıdır bilemeyiz doğal olarak ama güzel bir kurgu..

Hacı Bektaşi Veli ve Mevlana aynı çağın insanlarıdır. Adamın biri yasadışı yollardan kazandığı para ile bir inek satın alır. Bir süre sonra yaptıklarına pişman olur ve bu ineği Hacı Bektaşi Veli'nin dergâhına bağışlamak ister. Dergâh aynı zamanda bir aşevidir. Fakat Hacı Bektaş, "Helal değil" diye ineği kabul etmez. Adam aynı öneriyi, Mevlevi dergâhına yapar ve Mevlana kabul eder. Bu durum karşısında şaşıran adam, Hacı Bektaşi Veli'nin bu ineği kabul etmediğini, kendisinin neden kabul ettiğini sorar. Mevlana "Biz bir karga isek, Hacı Bektaşi Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden biz kabul edebiliriz, o etmeyebilir" der. Adam yeniden Hacı Bektaş'a gidip bu durumu anlatır ve "Neden" diye sorar. Hacı Bektaşi Veli'nin yanıtı "Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise, Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir, onun engin gönlü ise kirlenmez. İşte bu yüzden hediyenizi kabul etmedim" der.

Ramazan Ayı beklenir onir ay boyunca.. Yani toplumda böyle bir bakış açısı olduğu söylenir. Ramazan ayı gelir ancak pek öyle ihtişamlı gelmez.. Belki de bu son yıllarda böyledir. Daha önceleri Ramazan günleri tam bir Ramazan olarak yaşanırmış anlaşılan. Çünkü anlatılanlar bugün yok..!

Geçen gün bindiğim iett otobüsünde insanlar neredeyse birbirini öldürecekti. Herkes bir diğerine çatıyordu. En ufak bir olayı bile büyütüyorlardı. Evet! Durum aynen böyleydi. Yanlışlıkla otobüsün düğmesine basan bir insan fırçalardan fırça beğensin.. İki tanesi sağlam fırça yedi zaten. Birisini otobüs şoforü diğerini ise sakallı bir abimiz iyi bir fırçaladı.

Önemli olan kimin kimi fırçaladığı değil de kimin ne için fırçalandığı. Normal zamanlarda bile birbirine tahammülsüz olan insanımız orucun etkisi ile iyiden iyiye hoşgörüsünü kaybetti.

Yani verilen tepkilere o kadar şaşırdım ki bunları yazma gereği duydum. İnsanlar, su ve tuz kaybını, açlığın etkisini diğer insanlara mı yüklüyorlar yoksa.. Eğer böyleyse bu işte bir yanlışlık var..

Nerede Ramazan hoşgörüsü, nerede insanı sevmek!

Türkiye'deki bir çok insan Doğu Karadenizli olup Gürcü mü yoksa Türk mü bilememektedir. Özellikle Doğu Karadeniz derken Artvin'i kastediyorum. Artvin'deki bir çok insan Gürcü kültüründen etkilenmiş Türkler'dendir veya Gürcü'dür.


Soyu Ahıska Türkleri'ne dayanan aileler de vardır. Bu amaçla Ahıska Türkleri'nden bahsedeceğim biraz..

Ahıska Türkleri, Gürcistan'ın Mezheti bölgesinde yaşamaktadırlar. Yaşadıkları yerin Rus kaynaklarındaki adı Mesketya olduğu için bu yöre insanına Ruslar tarafından Meshet Türkleri de denmektedir.

Stalin'in bir dizi politikası sonucu bütün Ahızkalılar yük trenlerine bindirilerek Orta Asya topraklarına zorla göç ettirilir. Aynı kaderi Kırım Tatarları da paylaşmıştır. Gidilecek yere kadar tren kapıları açılmaz. Bir çok Ahıskalı ve Tatar ölür çocuk veya erişkin demeden.. Bu Ahıska insanlarının tarihindeki acı ve unutulmaz bir olaydır. O günün çocukları o günleri TRT - Banu Avar gibi kaynaklara anlatmışlardır. Bundan yola çıkarak yaşadıkları acıları ancak öğrenmiş oluyoruz. O günleri bir de onlar gibi görebilseydik bu tür insanlık ayıplarının üzerine daha fazla giderdik bence.
Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan'a zorunlu göç ettirilmişlerdir. Sayıları 300.000 kadardır ve bugün 199olarda dağılan (SSCB) Rus topraklarına dağılmışlardır.

Ahıskalı Türkler'in Gürcüler ile ilgileri yoktur.. Sadece yüzyıllardır aynı coğrafyada yaşamış kardeş kültürlerdir.

Böylesine güzel bir ortamı nereden bulalım şimdi....?

Yani asıl anlatmak istediğim orada yaşamakta olan insanların ne kadar şanslı olduklarıdır.

Şehir yaşamı içine tıkılıp kalmış bizler her geçen gün doğadan uzaklaşıyor muyuz yoksa her geçen gün daha da yakınlaşıyor muyuz emin değilim.

İnsanlar büyük kentlerin gürültüsünden, kalabalığından, kirliliğinden ve zorluğundan o kadar bunalmışlar ki artık akıllara köye dönüş fikri gelmese şaşılır.. Bir çok kişiden duymakta olduğum köye dönüş fikirleri beni sevindirmiyor desem yalan olmaz. Hem gidip kendilerini kurtarsınlar hem de bu şehri biraz rahat bıraksınlar. Ben de zor şartlarında doğduğum bu şehirden gitmek istiyorum. Sadece gezmeye gelmek istiyorum İstanbul'a.. Zaten başka türlü de olmaz. Bu şehir çürütür, bu şehir öldürür insanı..

Şimdi yukarıdaki yayla resmine bakın ve içinizden ne geçiyor bir kulak kabartın o sese..


Ergenekon davası kasıp kavuruyor ortalığı.. Kimler kimler gözaltına alındı ve gerçek olduğu iddia edilen örgütün kimlere kadar, hangi olaylara kadar uzandığı uzandı herkes şok içinde izliyor. Türkiye tarihine yazılan bir çok olay ile bağlantısının olduğu iddia edilmekte. Uğur Mumcu'nun, Ahmet Taner Kışlalı'nın katli ve daha bir çok olaya bağ kuruluyor ilgili terör örgütü ile.

Doğu Anadolu'da görev yapmış üst düzey bir komutanın itiraflarını okumuştuk geçtiğimiz yıllarda; komutan bölgeye yeni atanan öğretmenlere ait lojmanların yanına el bombası attıklarını söylüyordu. Öğretmen moda girsin ve tarafını erkenden seçsin, askeriyeye sığınsın, adam olsun gibisinden akıl işi olmayan bir hareketi açıklamıştı medyaya.. Bu zihniyet nasıl olabilir?

Ve en önemlisi bu insan bu el bombasını attığını itiraf etti. Bu doneyi biliyoruz ve doğruluğundan şüphemiz yok diyelim. Peki diğer bombalamaların, köy yakmaların, faili meçhullerin, cinayetlerin, terörist diye öldürülen suçsuz çobanların ve daha bir çok olayın yine bu gibi insanlar tarafından yapılmadığını nerden bilebiliriz.

Türkiye'nin karanlığı burada başlıyor. Doğuya ait neler neler anlatıldı. Neler neler söylendi. Hangi olaylar ile karşı karşıya kalında. İnsanların canı çok yandı terörden. Yanlış şeyler yapıldı hem askerimiz hem de yöredeki vatandaşlarımız tarafından. Ama ne olursa olsun en fazla zararı bölge gördü. Batıda altı kuru keyfi yerinde olup atıp tutanlar bilemezler oraları. Oraya gitmek lazım. Tez zamanda gitsinler. Gitsinler de Türkiye ile alakası var mı o şehirlerin bir görsünler! Ne bir yatırım ne başka bir şey. Batıdaki bir insanla bir tutmak olur mu oradaki insanları. Yılların getirdiği sorunlar ve tepkisellik insanları farklı yönlere savuruyor.

Toprak vatan toprağı, insan bizim insanımız! Neden sahip çıkmıyoruz? Sonuçta hepimiz kardeşiz. Hepimiz Mustafa Kemal'i desteklemiş ve adı Türkiye olan bu güzide memleketi kurmuş olan ecdatın torunlarıyız. Ülkene, milletine, kültürüne sahip çık.. Ayrım bize göre değil..

UYAN TÜRKİYE! UYAN VE GELECEĞİNİN ALTINA DİNAMİT KOYAN BU İNSANLARA DUR DE! ATATÜRK TÜRKİYESİ'NE SAHİP ÇIK...

MADIMAK

Eylemleri sözdü,
silahları sazdı,
ozan olmaktı kiminin de
ozanlar ilinde günahı.

Suçları Pir Sultan'ı anmak,
cezaları yanmaktı,
toplu mezar oldu onlara
alev alev Madımak.

Orman gibi yanan
otuz yedi can,
can verirken o gün
Pir Sultan uğruna.

Büzülüverdi devlet,
devlet beşiği Sivas'da
uykunun kovuğuna,
korkudan..

Uyanır elbette bir sabah
Ashab-ı kehf uykudan,
ölür ölür dirilir yine
yüreklerde Pir Sultan...

Bülent Ecevit
( 1925 - 2006 )

MADIMAK

Eylemleri sözdü,
silahları sazdı,
ozan olmaktı kiminin de
ozanlar ilinde günahı.

Suçları Pir Sultan'ı anmak,
cezaları yanmaktı,
toplu mezar oldu onlara
alev alev Madımak.

Orman gibi yanan
otuz yedi can,
can verirken o gün
Pir Sultan uğruna.

Büzülüverdi devlet,
devlet beşiği Sivas'da
uykunun kovuğuna,
korkudan..

Uyanır elbette bir sabah
Ashab-ı kehf uykudan,
ölür ölür dirilir yine
yüreklerde Pir Sultan...

Bülent Ecevit
( 1925 - 2006 )

Tavsiye Siteler

  • Eğitim Forumları
  • Yemek Tarifleri
  • Bilgi Deposu
  • Etkinlik Marketi
  • Hastalıklar