Steve Irwin, yani Timsah Avcısı (Crocodile Hunter)'nı vahşi yaşam belgeselleri izleyen bir çok kişi bilir. Ben de kendisi talihsiz bir kaza ile hayata veda etmeden önce sıkça izliyordum kendisini. Yanlış hatırlamıyorsam Discovery kanalında yayınlanıyordu daha çok hazırladığı belgeseller.

Ben de bir çok kişi gibi çok keyif alıyordum onun belgesellerinden. Çünkü çok çılgın bir insandı kendisi. Doğayı çok seven ve aşırı korkusuz bir belgeselciydi. Bu yüzden ölümüne çok üzülmüştüm. Ondaki vahşi yaşama dönük genel kültür bir harikaydı. Tecrübeleri ise tartışılmazdı.
Steve Irwin'in ölümüne neden olan olay ise çok acı verici doğrusu. Zamanında bir belgeselinde Avustralya'da "Evet! Dünyanın en zehirli yılanı şu beni kokluyor!" diyen, türlü türlü tehlike ile beraber yaşayan ve zarar görmeyen bu insan bir vatoz balığının zehirli iğnesi ile hayata veda etti. Bence dünyanın en ilginç olayları arasındadır bu olay. Ve öldürücü vatoz iğnesi her insanın ölümün neden olmamaktaymış sonradan okuduğum kadarıyla. Yani biraz şanssız olmak lazımmış öldürmesi için. Ne diyelim! Gözüne defalarca yılan zehri kaçan, timsahlarla oyun oynayan Steve Irwin bir kereliğinde hazırlıksız yakalanmış olmalı. İzleme imkanınız varsa belgesellerini izleyiniz..

Evet! Gerçekten dehşet verici bir bilimsel gelişme bence.. Amerikan'ın Duke Üniversitesi araştırmacıları "görünmezlik" olayında büyük aşama kaydettiler. Mikrodalga ışınlarının objeye çarpmadan, objenin etrafına yönlendiren araştırmacılar ışının objeyi görmesini engelleyerek "görünmezlik" yolunda başarı sağladılar.

Işınların objeye çarpmadan çevresine yönelmesini sağlayan bu mekanizma bilim tarihine adını büyük harfle yazdırmış durumda.

Ancak filmlerde gördüğümüz ve filmde olsa dahi büyük ilgi çeken görünmezlik olayının gerçek olacağına şahsen fazlasıyla şaşırıyorum. Bilgisayarın icadı veya transistörün icadı gibi bir şey değil bu sonuçta..

Hadi hayırlısı! :)

Okuduğum "Geçtiğimiz ay sonunda Lenovo’nun duyurusunu yaptığı SMS ile sistem kilitleme düzeneği, Intel ve Ericsson’un ortak çalışması sayesinde bir adım öteye gidiyor." haberi ile sonunda dedirten gelişmeler yolda.

GPS yardımı ile bilgisayar kendi yerini güvenlik merkezlerine iletmiş olacak bu yeni sistemle. Yine de çalınma ve bulunma sürecinde iyi bir takip gerekiyor belli ki. Bazı dizüstü bilgisayarlar, fiyatları ve bulundurdukları bilgiler nedeniyle ciddi bir takip gerektirebiliyor.

Hırsıkların önüne geçecek olması ise ayrıca sevindirici.

Bugün okuduğum habere göre Netbook (İnternet odaklı mini-dizüstü bilgisayar) pazarının yaratıcısı Asus, liderliğini Acer’a kaptırmış.

Bu pazarın oluşmasında emeği tartışılmayacak olan Asus, belli ki gücünü koruyamadı. "Acer Aspire One" ürünü "Asus Eee PC" sini geçmiş durumda.

HP ise az da olsa pazardan pay alan üçüncü firma.

Mercedes de elektrikli otomobiller teknolojisine yatırım yapmaya başladı. Lityum-iyon pil kullanacağı modellerin tasarımı ve üretiminin tamamlandığını okudum.

Bu mevcut "petrol kaynaklarının tükenişi" sorununa güzel bir çözüm, mevcut "hava kirliliği ve küresel ısınma"sorununun çözümüne de katkı olacaktır mutlaka.

Yani Mercedes gibi büyük firmalar bu işe el atmalı. Hatta nano teknoloji, su bazlı projeler ve diğer yenilenebilir enerjiler ile ilgili projeler arttırılsa harika olur.

Enerji dünya siyasetine yön veriyor. Dünya siyasetindeki gizli güçlerin izin verdiği kadar bu alanlara yönelme sağlanabilir.

İlk rüzgar türbini fabrikası projesine başlanmış..!

Rüzgar enerjisi tüm dünyada gerçek yerini almaya başlamışken Türkiye çok geriden de olsa üzerine düşeni yapmaya çalışıyor. Maalesef ki bu konuda devlet eliyle yapılan girişimler özel sektöre nazaran daha az ve yetersiz gibi.

Yurdun dört bir yanını rüzgar panelleri, üreteçler ile donatmak gerekirken daha pahalı olan yollara yöneliyoruz. Mesela yakın zamanda ihalesi yapılan nükleer santral olayı var. Yazık değil mi hem paramıza hem de sağlığımıza. Yazık değil mi doğaya ve insanlığa yapılan ihanete..

Keşke vazgeçilebilse. Dünyada nükleer enerji dengeleri fena halde bozabilen belirli unsurlardan birisi. Enerji denince akla "nükleer enerji" geliyor artık. Enerji alanında güçlü olan devletler söz sahibi dünya siyasetinde. Bu doğru ama yine de güçlü olmak lazımsa insanımızı tehlikeye atmadan güçlü olalaım derim.

Rüzgar enerjisi ucuz, rüzgar enejisi temiz, rüzgar enerjisi imkanı yurdun dört yanında...

Oyunlar alanında otorite olmuş Spike TV 2008'in en iyi oyunlarını sunmuş. Aşağıdaki listede görüleceği üzere GTA IV 2008'in en iyi oyunu seçilmiş. Gerçekten oyun dünyası kendini süper bir şekilde geliştiriyor. Bu kadar iyi bir sektör haline gelmesi sayesinde oyun şirketleri yatırıma doymuyorlar gibi.



Törende ödül alan oyunlar;

* Yılın en iyi oyunu: “Grand Theft Auto IV” (Rockstar Games)
* Yılın en iyi oyun yapımcısı: LittleBigPlanet ile “Media Molecule”
* Yılın en iyi bilgisayar oyunu: Left 4 Dead (Valve)
* Yılın en iyi Xbox 360 oyunu: Gears of War 2 (Epic Games)
* Yılın en iyi PlayStation 3 oyunu: LittleBigPlanet (Media Molecule)
* Yılın en iyi Wii oyunu: Boom Blox (Steven Spielberg & Electronic Arts)
* Yılın en iyi bağımsız oyunu: World of Goo (2D Boy)
* Yılın en iyi aksiyon oyunu: Grand Theft Auto IV (Rockstar Games)
* Yılın en iyi shooter oyunu: Gears of War 2 (Epic Games)
* Yılın en iyi rpg oyunu: Fallout 3 (Bethesda Game Studios)
* Yılın en iyi çok oyunculu oyunu: Left 4 Dead (Valve)
* Yılın en iyi ritm oyunu: Rock Band (Harmonix Music Systems)
* Yılın en iyi takım sporları oyunu: NHL 09 (EA Sports)
* Yılın en iyi bireysel spor oyunu: Shaun White Snowboarding (Ubisoft)
* Yılın en iyi dövüş oyunu: Soul Calibur IV (NAMCO)
* Yılın en iyi grafiği: Metal Gear Solid 4: Guns of the Patriots (Kojima Productions)

Dün şehir reklam panolarında (bilboardlarda) bu resmi görünce çok şaşırdım. Minibüs hızlı gittiği için tam okuyamamıştım. Güzel bir prostesto örneği olmuş bence. Hepsi aynı fikirde. Ve hepsi aynı icraatte.. Hepsi lafta ve hepsi boş...

Ben Türkiye'de (son yıllarda) adam gibi adam göremedim. Adam gibi adamı siyasette göremedim. Adam gibi adamı iktidarda göremedim. Adam gibi adamlar siyasete girince zaten kirlendiler. Adam gibi adamlar kendilerine hep hasret bıraktılar bizleri. Bizler de adam gibi adam olmayanlara oy verdik, mecbur kaldık. Adam gibi yönetilmedik uzun zamandır. Herkes rant peşinde, herkes tebasını doyurmak derdinde. Solcusu geldi yedi, sağcısı geldi yedi, milliyetçisi geldi yedi, dindarı geldi o da yedi.. Ne anladık? Ne anladınız?

KA-DER (Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği) güzel bir noktaya parmak basmış.

Türkiye'deki Kürtler'in nüfusunu ortaya koyan bir anket yayınlandı. Türk vatandaşı Kürtler'in oranı % 13.40 olarak ifade edilmiş. Yani kendisini "Kürt" veya "Zaza" olarak tanımlayan Türkiye vatandaşı sayısı 11 milyona denk geliyormuş.

Bence yapılmaması gereken veya yapılıyorsa da kamuoyuna açıklanmaması gereken bir anket. Alevi sayısı, Kürt sayısı ve bilmem ne sayısı.. Yanlış amaçlara hizmet edebilecek hassasiyete sahip anketler bunlar bana göre.

Kaç tane Kürt olursa olsun. Hepsi bu ülkenin vatandaşı. Ayrımcılığa hizmet etmesi muhtemel hareketler bunlar. Birlikteliği bozabilir. İnsanların kendilerini tastamam azınlık görmesini sağlayabilir.

Kaldı ki rakamların yanlışlığı ortada. Türkiye'de çok daha fazla Kürt yaşamaktadır. Anket yanılmış ve yanıltmıştır bence..

Biz yine ne diyoruz!
"Ne olursa olsun barış olsun! Şimdi!"

Görüntülü konuşma devri başlayacakmış yakında (tahmini 2009 yılı ortalarında). Başlasın tabi. Normalde MSN Messenger ile yapılan videolu görüşme yerine telefonlarımızdan bunu yapabilmeliydik.

Bir yandan da "görüntülü konuşmadan önce yasaklı internet, bağlantı sorunları, yüksek GSM faturaları, dünyanın en pahalı interneti gibi konulardaki geri kalmışlığın önüne geçilmesi daha iyi olurdu" demeden edemiyorum.

Neyi doğru düzgün kullanıyoruz ki görüntülü konuşmayı kullanmaya başlayalım.

Can Dündar'ın Mustafa filmi hakkında açılan davalar için Can Dündar ifade vermesi için savcılığa çağırılmış. Herşeyde bir art niyet arayanlar sağolsunlar hemen adliyelere koştular ve açtılar davalarını.

Oysaki Can Dündar'ı takip edenler Atatürk'ü seven ve sevdirmeye çalışan bir insan olduğunu bilirler.

Tamamen art niyet ile açtılar davalarını. Ben de soruyorum bu zihniyettekilere; "Siz ne yaptınız Atatürk için şimdiye kadar ki bu anlamsız davaların açılmasını sağladınız?"

Atatürk bir insandı. Bunu unutmayın.. Sizler yüzünden Atatürk düşmanları "Beton Kemal" yakıştırmasında kendilerini haklı görüyorlar. Can Dündar bu lafın önüne geçilmesi için büyük adımlar atmıştır bugüne kadar.. Büyük insan Atatürk insani yönüyle daha iyi anlaşılır ve sevilir bence.

O başarıyorsa her vatan evladı başarabilir çıkarımı yerine koskoca film içinde 114 saniye geçen sigara içtiği sahneleri ortaya atarak suçlamalar yapmak daha kolay geldi demek ki..

Kemal Kılıçdaroğlu'nu artık hemen herkes tanıyor. Son derece popüler oldu kendisi. Bu durumu şöyle açıklıyorum ben. İnsanlar her sorunun, üçkağıtçılığın üzerine giden, korkusuz, şeffaf siyasetçileri özlemişler sanırım. Böyle biri çıkınca da hemen tutuluyor.

Son düellosunu Melih Gökçek ile yapan Kemal Bey yine son derece net belgelerle konuyu anlattı. Ancak Gökçek her zamanki saldırgan tavırlarıyla sabote etmeye çalıştı. En son ortaya çıkan belge ile Erdoğan aleyhinde yaptığı çalışmaları da ortaya çıkınca hepten terlemeye başladı.

Gökçek'in saldırgan ve terbiyesiz üslubunu biz Çölaşan'la olan atışmalarından hatırlıyoruz. Çölaşan'ı sevmesem de pek yine de Gökçek gibi bir şahsiyetin yanında onu desteklemek istemiştim.. Gökçek nelere kadirsin sen yahu..

Kemal Kılıçdaroğlu bence senin hakkından geldi.. Ama anlayana, utanması olana!

Kemal Bey açısından ise son sözüm ancak "sıradaki!" olabilir :)

Yaşasın temiz siyaset. Keşke Kılıçdaroğlu Baykal'ın CHP'sinde olmasaydı.
Yazık!

Bir birey olarak kendi düşünce dünyanızı düşünün.
Düşüncelerinizin yüzde kaçı sadece kendi çıkarımlarınız.
Yani hangilerini başkalarından tamamen etkilenmeden bir süzgeçten geçirip de benimsediniz.
Hangilerini sorgulamalar ile mantığınız yanında vicdanınızla oluşturdunuz.

Ermeni Meselesine bakış da bu anlamda böyle bence.
İnsanlar otomatikleşmişler. Bildikleri bir solcu karşıysa kişiler de karşı çıkarlar. Beğendikleri bir sağcı karşıysa onlar da karşı çıkarlar. Kendi vicdanları ve mantıkları devrede değildir o an.

Ben düşünüyorum! Bence insanlar ölmemeliydi. İnsanlar derken hangi insanlar değil mi? Akla bu soru geliyor. Ama bu yanlış.

Hangi insan olursa olsun ölmemeli. Ne Kürtler, ne Ermeniler ne de Türkler ölmemeli.

Ama öldüler! Türkler, öldürüldü! Ermeniler, öldürüldü! Kürtler, öldürüldü!
Öldüler de öldüler. Yaşanan acıları ancak yaşayanlar bilirler. Yanlış politikalar, art niyetler, ırkçılık, savaş psiklolijisi, ihanet derken neler neler yaşandı.

Eğer bizim aydınlarımız özür diliyorlarsa onlar da özür dilemeliler mutlaka. Ermeni komitacılar ve çeteleri yüzünden Ermeni Toplumu tastamam suçlanamaz.

Zamanında karşılıklı öldürmeler yaşanmıştır. Ama en son tehcir ile beraber Ermeniler çok büyük acılar yaşamışlardır, doğrudur. Yolda güvenlikleri sağlanamamıştır. Binlerce ölü vermişlerdir. Geride kalan Ermeni kızlarına kimi Anadolu insanı el koymuş kimileri de sahip çıkıp evlat edinmiştir. Anadolu bu tarz yüzlerce gerçek hikayelerle doludur. Bir olayı en iyi kim bilir? Yaşayan bilir tabi ki....

Her taraftan insanlar öldürülmüştür.
Ben bir aydın değilim. Ben normal bir Türk vatandaşı olarak kendi vicadnımla Özür Diliyorum! Ama karşı taraftan da bir özür bekliyorum.

Amaç burada Türk tarafını yaralamak olmamalı, amaç barış olmalı.. Ermeni halkı terörü, isyanı istemese de desteklemiştir, istihbarat yardımı yapmıştır. Böyle olunce tehcir kaçınılmaz olmuştur. Doğu illeri Kürtler'in yardımı ile korunabilmiştir. Ama bugün de aynı sorunlar Kürtler ile yaşanmaktadır. Yakında Kürt Tehcir'i olabilir mi acaba?

Milliyetçiler istedikleri kadar hakaret etsinler özürcülere, istedikleri kadar saldırsınlar. Önemli olan insanlıktır.. Milliyetçiliğin aşırısı zaten insan ayırmaktır, ırkçılıktır. İnsan ayıran zaten anlayamaz. Anlama kapasitesi yoktur.

Barış hemen şimdi..!

CNN Türk'te Türkiye'nin önde gelen gazetecilerinden birisi olan Taha Akyol'un hazırlayıp sunduğu Ermeniler ve Türkler üzerine güzel bir belgesel filmi var. Haberi olmayanlar mutlaka izlemeli. Mutlaka derken konuyu takip edenler izleyebilir tabi ki..

Taha Akyol, milliyetçi bir isim hatırladığım kadarıyla. Yani sol kesimden gelmediğine eminim. Ama çekmiş olduğu belgeselde olaylara tarafsız yaklaştığını (yaklaşmaya çalıştığını belki de) görmek sevindirici. Kendisini takdir ediyorum.

Belgeselin adı "Ortak Acı 1915, Türkler ve Ermeniler"..

Ermeniler, Türkler ve 1915 yılı. Yani isim çok hoşuma gitti. Jenerikteki müzik "Sarı Gelin". Sarı Gelin müziği bile anlayana neler neler anlatıyor. Kalp gözü açık olan herkes o melodiler ile beraber gözünde yıllardır bölgede yaşanan acıları hissedebilir diye düşünüyorum. Türkler, Kürtler ve Ermeniler.. Kimler gelmiş, kimler geçmiş, kimler kimler can vermiş siyasi oyunlar ve cehalet uğruna. Yazık değil mi peki?

Uzun lafın kısası; güzel bir belgesel olmuş, bölümler halinde yayınlanıyor. İzlemeniz tavsiye edilir. Ermeni Meselesi ile ilgilenenler izlemeli diyorum ama tarihini bilmesi gereken bir gençlik de var sonuçta. Herkes bilmeli gerçekleri ve yaşanan acıları..


Not:Belgeselin ikinci bölümü 19 Aralık Cuma günü saat 22.00’de CNN TÜRK'te..

Siyaset içinde her zaman yaşayan ırkçılık son kez Canan Arıtman ile kendini gösterdi. Kendisi medya ve basında gördüğünüz üzere haddini aşarak şahsen desteklemediğim Cumhurbaşkanı'na çok ağır laflar söyledi.

Siyaset yapmanın yolu ne olursa olsun "saldırı" olmamalı.

Daha önce Türkiye'de çocuk pornosuna karşı oluşturabildiği kamuoyu desteği için kendisini takdir etmiştim ama bir yandan yaptıklarını diğer yandan yok ediyor bir anlamda.

Canan Arıtman'ı bu söyleminden dolayı kınıyorum.

Kim olursa olsun insanlara bu tarz laflar edilemez. Kaldı ki "Ermeni" demek aşağılama sayılamaz. Bir Ermeni de bir Türk gibi insandır. Bizler tutucu olmasak da "yaratılanı severiz yaratandan ötürü"..

İnsanlar türlü türlü. Solcuyum der emekçiyi horgörür, devrimciyim der fakiri horgörür, insanım der insanı horgörür, dindarım der diğer inananları horgörür.. Herşey birbirine girmiş. Adına demokrat denen insanlar bir gün Ermeniler'e bir gün Kürtler'e sövüyorsa bu nasıl demokratlık. Burada arıtmanı kastetmiyorum. Sözüm geneledir.

Bu yol siyaset yolu, kirlenmiş insanlarla dolu..
Yazık..!

Polis, bizim polisimiz..
Görevi nedir bu arkadaşların ve söz konusu kurumun..!
Bizleri, vatandaşı korumak değil mi?

Oysa onların görevleri yanı sıra daha öncelikli işleri var..
Bir amaçları var belli ki. Huzuru bozmak, kin kusmak, şiddeti yaşatmak gibi..

Tek bildikleri derinlemesine şiddet. Sınırları da yok doğrusu.
Öldürene kadar, olmadı sakat bırakana kadar kin kusuyorlar.

Türk polisinden utanıyorum. Yeryüzünde aynı bakış açısıyla insana bakan tüm güvenlik güçlerini kınıyorum. İnsanlık bitmiş dedirten polis dayaklarına ve şiddete karşı hala ortaya çıkmayan kamuoyu sesliliği içinse Aziz Nesin'e tekrar tekrar hak veriyorum. Ve artık bunun için üzülmüyorum.

Hala "polisimizle gurur duyuyoruz!" vari kelimeler duyuyorum.

Utanıyorum..

Hindistan'daki terörist saldırıların ardından evli Türk çifti kurtuldukları anı anlatmak ve konu hakkında bilgiler vermek amacıyla Mehmet Ali Birand yönetimindeki kanald ana haber bülteninde canlı yayına katılırlar. Baskın Müslüman kişilerce yapıldığı için bu konu üzerine bir olay yaşanmıştır.

Mehmet Ali Birand'ın tv programlarına yansıyan espirili hallerine rastlamışsınızdır. Evli çiftten koca baskın olayında kendilerinin Müslüman olduğunu söylemeye çalıştığını anlatıyordu. İşte şöyle böyle deyip Müslüman olduğumu kanıtlamaya çalışıyordum. Kimliğimde yazanı gösterdikten sonra benden sure okumamı istediler falan filan.. Son olarak sünnet olayı da tamamdır gibisinden bir hareket yaptım deyince; Mehmet Ali Birand canlı yayında ne dese beğenirsiniz..

- Öyle bir durumda insan pantolonunu bile düşünmeden indirir!

İşte gazetecilik böyle yapılır. Yani haber uğruna kendilerini ne durumlara sokuyorlar.. Yorumlar, yaklaşımlar falan hep üst seviyede!










Evet! Bitiyor bir sonbahar daha, kış dayandı kapımıza.
Evi olan mutlu, işi olan hazlı..
Kriz bir yanda kış bir yanda..
Ne yapsın işi, aşı ve evi olmayan..

Evi olana, işi olana ne mutlu yaşamak,
Evi olmayana, işi olmayana uymak bile ızdırap..


by Fincan

Çok güzel bir yazı okudum ve sizlerle paylaşmak istiyorum.. Gerçekten yaşanmış mıdır bilemeyiz doğal olarak ama güzel bir kurgu..

Hacı Bektaşi Veli ve Mevlana aynı çağın insanlarıdır. Adamın biri yasadışı yollardan kazandığı para ile bir inek satın alır. Bir süre sonra yaptıklarına pişman olur ve bu ineği Hacı Bektaşi Veli'nin dergâhına bağışlamak ister. Dergâh aynı zamanda bir aşevidir. Fakat Hacı Bektaş, "Helal değil" diye ineği kabul etmez. Adam aynı öneriyi, Mevlevi dergâhına yapar ve Mevlana kabul eder. Bu durum karşısında şaşıran adam, Hacı Bektaşi Veli'nin bu ineği kabul etmediğini, kendisinin neden kabul ettiğini sorar. Mevlana "Biz bir karga isek, Hacı Bektaşi Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden biz kabul edebiliriz, o etmeyebilir" der. Adam yeniden Hacı Bektaş'a gidip bu durumu anlatır ve "Neden" diye sorar. Hacı Bektaşi Veli'nin yanıtı "Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise, Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir, onun engin gönlü ise kirlenmez. İşte bu yüzden hediyenizi kabul etmedim" der.


Son günlerin önemli konusu, hepimizi ilgilendiren derin bir mevzu; Deniz Feneri Derneği davası...
Henüz dava aşamasında olsa da ele geçen belgeler sanki Türkiye karışsın amacıyla hazırlanmış gibi.. Belki doğru belki düzmece, bilemeyiz ama ortada olan bir şey varsa o da başta başbakan olmak üzere diğer AKP milletvekillerinin olmadık işlere karışmış olduğudur. Yani ister ucundan ister dibinde olsun karanlık işlere karışıldığı gün gibi ortada.
Şaban Dişli ile rüşvet belgelendi. Sonra Recep Tayyip Erdoğan'ın belgede adı geçmesi ve tanımam dediği kişiyle birden çok fotoğrafının ortaya çıkması...
Aydın Doğan ile kavgalarına ne demeli..
Aydın Doğan ve Deniz Baykal*a bozacı-şıracı yakıştırmasını yapan başbakan bence bu iki tabirden birini üzerine alınmalı. Asıl bozacı ve şıracı Aydın Doğan ile Tayyip Erdoğan ikilisidir. Menfaatleri bozulunca saldırıyorlar birbirlerine.. Ne Hürriyet ne de diğer Doğan Medya basın şirketleri tarafsız değildir. Yeri gelir orduyu pohpohlar yeri gelir AKP'yi.. Hepsi yanlıdır. Başbakanın damadı da Hürriyet'in yönetimi de... Sevmememe rağmen Emin Çölaşan'ı örnek veriyorum bu konuda. Neden kapının önüne koyuldu? Sadece iki dakika düşünmek yeterlidir.
Ak ve kara çoktan birbirine girdi.. Yetim hakkı, kul hakkı böyle korunmaz.. AKP partisine üye olup aş bulanları veya bunlara ortam hazırlayanları (önceki partiler de dahil buna) bu tarafta ve diğer tarafta ne kurtarır kurban olduğum Allah bilir artık orasını..
*Not: Baykal'ın adı geçti diye onu adamdan saydım sayılmasın...
O yaşayan en boş siyasetçilerden birisi...

Tavsiye Siteler

  • Eğitim Forumları
  • Yemek Tarifleri
  • Bilgi Deposu
  • Etkinlik Marketi
  • Hastalıklar